Gündem Postasi

Beslenme Ve Diyet

Beslenme Ve Diyet
04 Haziran 2018 - 19:48 'de eklendi ve 103 kez görüntülendi.

Beslenme denince canlı bitki ve hayvanların gereksinim duydukları enerjiyi ve dokularının yapımında kullanacakları kimyasal maddeleri sağlamak üzere dışarıdan bazı maddeleri almaları, onları fiziksel ve kimyasal olaylardan geçirerek özümlemeleri anlaşılır.

Beslenme; besi maddelerinin dışarıdan alınması, emilebilir hale getirilmesi, emilmesi, kullanılması, fazlasının depo edilmesi, depo edilemeyen miktarının ve artıklarının atılması evrelerini içerir. Beslenme («Nutrition»); hayvanların ve insanların varlıklarını sürdürebilmek, faaliyetlerini en iyi şekilde yapabilmek, üremek, büyümek, süt vermek gibi işlevlerini gerçekleştirebilmek için gerekli besinlerin çeşitlerini, en uygun miktarlarını ve niteliklerini araştıran bilim dalının da adıdır. Diyet; günlük alman yiyecek ve içeceklere verilen genel bir isim olmakla birlikte, dilimizde bu terim hekim ya da ilgili uzman tarafından düzenlenmiş, programlanmış beslenme anlamına kullanılmaktadır. Diyet’in «perhiz» anlamı da vardır. Yani az miktarda ve kolay sindirilir besi maddelerinden oluşan ve bazı besi maddelerinin kısıtlandığı bir yeme içme tarzını anlatmak için de kullanılabilmektedir.

Beslenme bilinçli ya da bilinçsiz olabilir. Bilinçsiz beslenmede, besi maddelerini sağlayabilme kolaylığı, alışkanlık ve gelenekler, iştah ve doyma duyusu ayarlayıcı rol oynar. Bilinçli beslenmede de bu unsurların önemli rolü devam eder. Ancak kişi ve toplum, bilimin sunduğu verilere dayanan bir eğitim ile ve iradesini kullanarak bu unsurları önemli ölçüde kontrol altına alabilir ye günün koşullarına en uygun, en ekonomik, fakat ide-al’e de en yakın beslenmeye ulaşabilir.

Beslenmenin ilk aşaması besi maddelerinin alınması yani yenmesi ya da içilmesidir. Niçin yeriz? Nasıl acıkırız? Yeteri kadar besin alınca doyma hissinin belirmesini sağlayan mekanizma nedir? Birçok bilim adamının uğraşısına rağmen bu soruların bilimse! cevapları tam verilmiş değildir. Yeme, acıkma, doyma gibi duyuların ve eylemlerin fizyolojik ayar mekanizmalarının araştırılması uzun yıllardan beri fizyologların ve biyologların ilgisini çekmiştir.

19. Yüzyılın ilk yarısında ünlü Fransız fizyolog’u François Magendie beyinde bir açlık merkezi olduğunu düşünmüştü. 1900 yıllarında İngiliz fizyolog’u Sherrington mide sinirlerinin kesilmesi, hattâ, midenin tam çıkarılmasından sonra da açlık duyusunun devam ettiğini gösterdi ve açlık duyusunun merkez sinir sistemindeki bir merkezden yöneltildiğini telkin eden önemli kanıtlar elde etti. Daha sonraki çalışmalar hipotalamusta, yani beynin hipotalamik bölgesinde en az iki çift merkezin yiyecek alimini ayarladığım göstermiştir. Bu merkezlerden bir çifti acıkma, bir çifti ise doyma duyusu ile ilgilidir. Özellikle sıçanlarda ve farelerde yapılan çalışmalar, bazı kimyasal maddelerle (aurothioglucose) ve stereotaktik yöntemlerle bu merkezlerde husule getirilen harabiyetlerin açlık ya da doyma duyularını kaybettirerek aşırı zayıflık ve şişmanlık sendromlarını husule getirebileceğini göstermiştir (1, 2). Açlık ve doyma merkezlerininin oluşturduğu yiyecek alımı kontrol merkezine “appestat», yani iştah ayarlama yeri denir. Hipotalamusta bu iştah ayarlama yeri yanında vücut ısısını, su alimim ve atılımını, cinsi davranışları, öfke, korku ve zevk gibi heyecanları ayarlayan, hormonal dengenin ve iç ortamın korunmasını sağlayan merkezler de vardır. -Appestat», hipotalamustaki diğer merkezlerle ilişkili olduğu gibi çevreden gelecek haberleri sinirsel yollarla, hormonlarla, kanın biyokimyasal yapısındaki değişikliklerle veya henüz tam belirle-yemediğimiz fakat gene kanla taşınan bazı habercilerle alır ve emirlerini de sinirlerle ve hormonlarla gönderir. Hipotalamustaki bu merkezler beynin üst merkezleri ile yakın ilişki içindedir Tokluk ya da doyma haz veren bir duyum, açlık ise tatmin edilmediği zaman azap veren bir duygudur. İştah ise açlık duygusu ile doyma duygusu arasındaki dengeden ve kişinin alışkanlıklarından doğar. Genellikle kişinin sağlıklı olduğunu kendine de hissettiren, yemek yemeyi zevkli bir hale getiren hoş bir duygudur. Ancak iştah fazlalığının çağımızın önemli bir hastalığı olan şişmanlığın belirmesinde önemli bir etken olduğu unutulmamalıdır.

Heyecanlar, koku, tat, yiyeceklerin düşünülmesi, toplumsal şartlanmalar, midenin dolu ya da boş oluşu, barsak hormonları, ekzersiz, iklim, vücut ısısı, vücut ağırlığı, vücuttaki yağ hücrelerinin dolgunluk durumu, kas hücrelerinin metabolik durumu, gebelik, emzirme, iştah ayarını etkileyen faktörler arasındadır. İştahın ayarlanmasında fizyolojik faktörler yanında, psikolojik ve toplumsal faktörler de çok etkindir. Ruhsal durumu dengeli, yaşamı düzenli ve hayatın zevklerine aşırı tutkunluk göstermeyen bir kişi, normal olarak, günlük besin alımına özel bir önem göstermeden ve kendini acıkma ve duyma duygularının ayarına bırakarak vücut ağırlığını yıllarca aynı düzeyde tutabilir. Buna karşılık, oldukça eski zamanlardan beri, insanlar toplumsal ve psikolojik nedenlerle fizyolojik iştah ayarlama mekanizmasını değiştirmektedirler. Psikolojik faktörlerin iŞtah üzerine etkisini göstermek için iki aşırı örneği hatırlatabiliriz. Bunlardan birincisi -anorexia nervosa» denen durumdur. Anorexia nervosa’lı hastalar genellikle içe dönük, ruhi dengesi tam olmayan ve yetersiz kişilikli kimselerdir. Şiddetli bir yiyecek reddi ve aşırı zayıflama vardır. Bu durum açlıktan ölüme kadar gidebilir. Bu tepki kendini aç bırakarak yavaş bir intihar olarak da yorumlanabilir. Bazan bu kimselerin başlangıçta şişman oldukları ve zayıflamak için diyet yaparken bu durumun ortaya çıktığı gözlemlenebilir. İkinci örnek ise psikojenik oburluktur. Bu kimselerde yemek yeme, içki içme gibi bir iptila haline gelmiştir. Bu kişilerin çocuklarının mutsuz ve tatminsiz geçtikleri söylenmektedir. Şüphesiz bunlar aşın örneklerdir. Ne her zayıf kimse anorexia nervosa’lıdır ne de her fazla kilolu psikojenik obur’dur.

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER